Sosyal ilişkilerimizin en önemli unsurlarındandır dişlerimiz… Gülümsememiz yeri geldiğinde dostane yeri geldiğinde çekici olsun isteriz. Zarif gülümsemelerde sadece bir miktar görünen dişler kahkahalara tümüyle katar kendini. Dişlerin çoğumuz için hayatın anlamı olan yemek yeme ve yediğinden zevk almadaki önemini en çok da dişlerini kaybedenler bilir.

Dişlerimiz haklarında biraz daha kapsamlı bilgiyi hak ediyor…

Dişin, dişetinin üstünde kalan ve ağız içinde gözüken kısmına kuron; kemik içinde kalan kısmına ise kök adı verilir.

Dişin kuronunun en dışını dişe saydam beyaz görüntüyü veren mine sarar. Mine vücuttaki en sert dokudur; %96’sı inorganik (kalsiyum fosfat) materyaldir.  Mine tabakası altında bulunan dentin, kremsi/sarımsı renktedir. Dentin, inorganik yapısı mineye benzese de %30 oranında barındırdığı kollajen doku ile daha çok kemiği andırır. Dişin sert yapılarının büyük kısmını oluşturur. Diş minesi hasar gördüğünde kendi kendini tamir edemezken dentin dokusunun kendini tamir etme yeteneği vardır. Dentin, dişin merkezinde bulunan ve pulpa adı verilen odacığı sarar. Dişin canlılığını sağlayan pulpa, kan damarları ve sinirleri içerir. Çürük nedeniyle dişte hasar meydana geldiğinde pulpadaki bu hassas sinirler uyarılarak o meşhur ağrıların kralı diş ağrısını başlatır. Pulpadaki sinir uçları dentin içinde bulunan kanalcıkların içine doğru uzanır ancak mine tabakasına geçmez. Bu nedenle minede hassasiyet olmazken dentin dokunmaya ve ısı değişimlerine oldukça hassastır.

Diş eti çekilmiş kişilerde dişeti hassasiyeti nedeni dentin tabakasının açığa çıkması sonucu dentin kanalcıklarının içine uzanan sinirlerin uyarılmasıdır. Reklamlardan oldukça aşina olduğumuz diş hassasiyetini azaltmayı amaçlayan ürünler ise işte bu dentin kanallarını kapatarak dişin sinirlerinin dış ortamdan izole edilmesini amaçlar.

Pulpaya damar ve sinir yapıları kök kanalları vasıtasıyla ulaşır. Çürük veya herhangi bir başka nedenle pulpada iltihap oluşursa, kanal tedavisi yapılarak dişin pulpasındaki yumuşak doku içeriği çıkarılır. Böylece pulpadaki sinirlerden kaynaklanan ağrı dindirilir. Daha sonra pulpa içinde oluşturulan boşluk özel dolgu patları ile doldurulur.

Dentin dişin kuron kısmındaki pulpayı çevrelediği gibi kök kısmını da çevreler. Ancak kökte dentin tabakasını mine yerine sement adı verilen kemik benzeri ince bir tabaka sarar. Dişin kökü çene kemiğine bağ dokusu lifleriyle bağlanır. Bu lifler vasıtasıyla diş çene kemiğine sıkıca bağlamış olur.

Konu diş etlerine gelecek olursa… Diş etleri dişlerin arkasını kollayan bir dost olarak onları sımsıkı kucaklar. Ancak ağız içi şartları kötüleştiğinde mikroorganizmalar diş etlerinin dişi sarmaladığı bölgelerde çoğalarak iki dostun arasını açar. Diş etlerinin o eski pembe ve sıkı formundan eser kalmaz, rengi koyulaşır, gevşer ve ödemli bir şekle bürünür. Bu iki dostun arası açıldıkça bakteriler bu kez diş eti altındaki kemiği hedef alır. Kemik dokusu da bakterilerin salgıladığı toksinlere cevaben erimeye başlar. Desteksiz kalan diş ise en sonunda sallanır, ayakta kalamaz ve düşer.

Doğa bizlere 2 kez dişlenme hakkı bahşetmiştir. Yaşamımızın yaklaşık ilk 10 yılında sevimli süt dişleri mini mini ağızlarda kendilerine yer bulunur. Süt dişleri bebeklikte altıncı ay civarında sürmeye başlar. Önce ön keser dişler sürer. Bu dişleri sırasıyla birinci azı dişi, köpek dişi ve ikinci azı dişi izler. Yaklaşık olarak 2.5 yaşına gelindiğinde toplamda 20 adet olmak üzere tüm süt dişleri ağızdaki yerini almış olur. Altı yaşına gelindiğinde ise süt dişleri benzer sıralamayla yavaş yavaş dökülmeye ve yerlerini alttan süren daimi dişlere bırakmaya başlar. Çocuklardaki süt azı dişleri yerine daimi küçük azı dişleri sürer. Daimi azı dişleri süt dişlerin altından sürmez; süt azı dişin hemen gerisinden sürerek ağızda yerini alır. Daimi birinci büyük azı dişi 6 yaşında ikinci büyük azı dişi ise 12 yaşında sürer. Azı dişleriyle beraber erişkinlerde toplamda 28 diş vardır. 17-21 yaş arasında süren 20 yaş dişleriyle beraber ağızda toplamda 32 diş olur. Bununla beraber çoğu kişide 20 yaş dişleri gömülü kalır ya da hiç oluşmaz. Aslında ağızda başka dişler de yer darlığı veya yanlış konumda olma nedeniyle gömülü kalabilir. Ağızda en son süren dişler 20 yaş dişleri olduğu için erken gelen yer kapar prensibine göre en çok bu dişler gömülü kalır. Bu paragraftan çıkaracağımız hisse şudur: 1. Çocuklarımıza ağız hijyeni alışkanlığını henüz çok küçüklerken kazandırmalıyız. 2. Henüz bir çocukken ağzımızda yer alan dişleri bir ömür kullanacağız. Onlara gereken önemi göstermeliyiz. Üçüncü bir dişlenme hakkını ise sizlere biz diş hekimleri dental implantlar olarak sunarız! Bu konu hakkında detaylı bilgiyi ilgili başlıkta bulabilirsiniz.